Düzenli seks erkeğe faydalı!

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Tayvan’da yapılan bir araştırma, düzenli olarak haftada en az bir kere cinsel ilişkiye giren erkeklerin yaklaşık yüzde 50’sinin 80 yaşına kadar yaşadığını ortaya koydu.

Düzenli seks ömrü uzatıyor
Araştırmaya göre düzenli seks, felç sonucu hayatını kaybetme riskini yüzde 50, diyabet nedeniyle sonucu hayatını kaybetme riskini yüzde 40 ve kalp hastalıkları sonucu hayatını kaybetme riskini yüzde 30 oranında azaltıyor. Araştırmayı yürüten Tayvan Üniversitesi’nden Doktor Huang-Kuang Chen, “Vardığımız sonuçlar cinsel aktivitelerin koruyucu bir etkisi olduğunu gösteriyor dedi.

“Kadınlara etkisi çok az”
65 yaşında dul kalmanın erkekler üzerinde son derece yıkıcı bir etkisi de olduğu kaydedilen haberde, bu yaşta dul kalan erkeklerin 80 yaşından önce yaşamlarını kaybetme riskinin yüzde 70 oranında arttığı vurgulandı.

Haberde ancak bu durumun kadınları çok da etkilemediği ve 80 yaşına ulaşma şansını sadece yüzde 33 oranında artırdığı kaydedildi. The Sun gazetesi, söz konusu araştırmayı “Düzenli seks, erkeklere olgun bir yaşa ulaşmaları için yardım ediyor ama kadınlara değil şeklinde değerlendirdi.


Tansiyon ilacı kilo aldırıyor

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Uzun süreli kullanılan tansiyon, diyabet ve romatizma ilaçları kilo aldırıyor. Glasgow Üniversitesi’nin 25 bin hastanın kayıtlarını inceleyerek yaptığı araştırmaya göre her gün tansiyon ilacı kullanan kişiler yılda ortalama 11 kilo alıyor. İnsülin alanlar 7, epilepsi ilaçları 6 kilo alıyor.

Psikiyatrik hastalıklar için kullanılan ilaçlar ise 4-10 kilo aldırabiliyor. Uzmanlar “ilaçların kilo aldırdığı kesin ama nedenlerini henüz bilmiyoruz” dedi.


Cenevre Üniversitesi’nde yapılan araştırmada kuş gribi de dahil yüzlerce virüsün kağıt paraların üzerinde 120 saat canlı kaldığı ortaya çıktı. Yani el değiştiren paranın yüzlerce insana hastalık bulaştırma riski bulunuyor. Doktorlar sık sık el yıkanmasını öneriyor.


Kalp hastalarına özel cihaz

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Fransa’nın Atlantik okyanusu kıyısındaki sayfiye kenti Arcachon’da kamuya açık yerlere, yüksek gerilim darbeleri uygulayarak kalp kaslarının düzensiz kasılmasını önleyen defibrilator cihazı otomatı konuldu.

Ambulans gelene kadar ki ilk müdehale
Bedava yararlanılan defibrilator cihazını kullanım talimatında, kalp spazmı ve krizi belirtileri gösteren hastaya yardım edecek kişiden, öncelikle ilkyardım ve ambulans servisine telefon etmesi isteniyor. Daha sonra, kalp hastasının göğsüne elektrotların yerleştirilip, cihazdan gelen sesli açıklamaları izlemesi gerektiği belirtiliyor. Bu işlem de tamamlanınca ambulansın gelişi bekleniyor.

Polis otolarında defibrilatör bulunacak
Hollanda’da, 2008′in ikinci yarısından itibaren polis otolarında defibrilatör bulundurma zorunluluğu getiriliyor. Polis, 2008 sonuna ulaşıldığında defibrilatörün polis otolarında standart olarak bulunacağını bildirdi. Genellikle olay yerine ilk ulaşanlar arasında yer alan polislerin, defibrilatörü ilk yardım hizmeti kapsamında kullanacağı belirtildi. 25 bin polis memurunun defibrilatör kullanımı konusunda eğitileceği, yaklaşık 2000 polis aracında bu cihazın bulundurulacağı kaydedildi.

Kalbin normal dışı atımını elektrik şoku vererek tekrar normale çevirebilen defibrilatörler hayat kurtarıcı olabiliyor.


Anadolu Sağlık Merkezi’nden Endokrinoloji, Metabolizma Hastalıkları ve Diyabet Uzmanı Dr.Özay Tiryakioğlu, 14 – 21 Kasım Dünya Diyabet Haftası nedeniyle bilgi verdi.

Diyabet nedir?
Diabetes Mellitus, yani halk arasında bilinen adı ile ‘şeker hastalığı’ ya da “diyabet” ilk hekim olan Hipokrat zamanından bu yana bilinen endokrin hastalıktır. Diyabetin önemi sadece kan şeker düzeyinde yüksekliğe bağlı olarak yol açtığı anlık sıkıntılardan daha da önemli olarak uzun dönemde hastalarda bir çok organ sisteminde yol açabildiği, çoğu başarılı bir tedavi ile önlenebilecek olan komplikasyonlarında yatmaktadır.

Diyabet; küçük ve / veya büyük damar hasarlarına bağlı komplikasyonlara neden olan, temelde kan şekeri yüksekliği ile tanımlanan bir hastalıktır. Kan şekeri yüksekliği, glukozun yakıt olarak tüketilmesi ve kan değerlerinin açlık ve tokluk durumlarında vücut için kabul edilebilir olan normal değerlerde tutulması için kullanılacağı hedef dokulardaki hücrelerin içine girmesini sağlayan, pankreas isimli iç salgı bezinden salgılanan bir hormon olan insülinin hedef organlarda sonradan gelişen bir direnç nedeniyle etkinliğinde azalmaya bağlı olabildiği gibi (tip 2 diyabet), insülinin bizzat eksikliğine bağlı da olabilir (tip 1 diyabet).

Diyabetin daha az rastlanan ve insülinin tersi yönde etki eden hormonal mekanizmaların işlemesine bağlı olan hastalıklarda (akromegali; büyüme hormonunun artmış aktivitesi, cushing sendromu; kortizolün artmış aktivitesi, feokromositoma; adrenerjik hormonların artmış aktivitesi) ortaya çıkan (sekonder diyabet) ya da bu iki ana tipin (tip 1, tip 2) ara formları olan alt tipleride bulunmaktadır. Gebeliğe bağlı diyabet (gestasyonel diyabet) ise; gebelikte işleyen hormonal mekanizmalar sonucu gelişen (plasentadan salgılanan İnsan Plasental Laktojeni (HPL) isimli hormonun temelde rol oynadığı ), gebeliğin sonlanması ile sıklıkla gerileyen bir diğer özel diyabet tipidir.

Görülme sıklığı nedir?
Dünya üzerinde halen 171 milyon diyabetik hastanın varolduğu tahmin edilmektedir. Ancak, yanlış ve aşırı beslenme ve gündelik hayatta hareketsizlik gibi kolaylaştırıcı etkenlerden dolayı sürekli artmakta olan obezite yani ‘şişmanlık’ nedeniyle bu rakamın 2030 yılında 366 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir ki bu da diyabete bağlı ölüm ve sakatlıkların sürekli artacağının bir işaretidir. Bu durumda görülüyor ki obezitenin de ciddi bir hastalık olarak ele alınıp tedavi edilmesi net bir gerçektir.

Ülkemiz için de durum pek farklılık göstermemektedir. Son yapılan toplum taramaları halen ülke nüfusumuzun %7.2’sinde diyabet, %6.7’sinde ise en az diyabet kadar önemli olan ve bu gün için diyabete doğru gidişin engellenebilir bir evresi olarak kabul edilen ‘glukoz tolerans bozukluğu’nun bulunduğunu ortaya koymuştur. Yani kabaca bir rakam vermek gerekirse her 10 kişiden biri ya diyabet hastası ya da ileride diyabet olma riski ile karşı karşıyadır.

Diyabet çeşitleri
Tip 1 diyabet:
Tip1 diyabet; yani ‘çocukluk çağında başlangıç gösteren diyabet’ genelde çocuk ve genç erişkinlik döneminde, olguların hemen hemen tamamında 40 yaş öncesinde başlar. Çoğunlukla altta yatan neden mutlak insülin eksikliği ile sonuçlanan; pankreasta insülin salgısından sorumlu olan beta hücrelerine ya da insülinin bizzat kendisine yönelik gelişmiş olan ‘otoimmun’ denilen bir çeşit reaksiyondur. Özetle nedeni bu gün için açıklanamaz bir şekilde vücut kendisine ait bir organı, bir hücreyi ve bir hormonu yabancı olarak algılamakta ve onu yok etmeye yönelik iltihabi bir reaksiyon başlatmaktadır. Bu reaksiyon ve yıkım sonrası beta hücrelerinin sayısı azalmakta, insülin salgısı azalmakta ve tip 1 diyabet ortaya çıkmaktadır. Kalıtım tip 2 diyabete göre tip 1 diyabette daha az önem taşımaktadır. Tip 2 diyabette obezite hastaların büyük çoğunluğunda bulunup aynı zamanda bu hastalık için bir risk faktörü teşkil ederken tip 1 diyabette insülinin yokluğu ve buna bağlı artmış katabolizma (yıkım olayları) nedeniyle izah edilemez ve önlenemez bir kilo kaybı ilk bulgulardandır. Tip 2 diyabete göre daha ani başlangıç, hızlı seyir ve daha yüksek kan şekeri değerleri ile sayreden bu hastalıkta hastaların tedavisinde insülin kullanımı mutlak gereklilik göstermektedir.
Hangi tip olursa olsun diyabetik hastaların tedavisinde kan şekeri kontrolunden sonra hedefler; tansiyon ve kan yağları-kolesterol düzeyinin kontroludur. Damar komplikasyonlarına neden olan bu hastalıkta damar duvarına zarar verdiği ve aterosklerozu hızlandırdığı bilinen diğer risk faktörleri olan bu unsurlar sağlıklı insanlarda olan kriterlerden farklı olarak incelenip tedavi edilir. Yani gerek kan basıncı, gerekse kan yağları (trigliserid) ve kolesterol formlarının hedeflenen düzeylerinin diyabet hastalarında sağlıklı bireylere göre farklı (daha düşük değerler hedeflenir) olduğu bilinmelidir. Hastaların sigara gibi bir diğer ateroskleroz risk faktörünü kullanması ise kesinlikle kabul edilemez.

Tip 2 diyabet: Tip 2 diyabet; yani ‘erişkin tipi diyabet’ genelde 40 yaşından sonra başlayan, hastaların çoğunda (%80-90) aşırı kilonun varlığı ile özellenen, temelde varolan insüline karşı gelişmiş hedef organ (kas, karaciğer ve yağ dokusu) direnci nedeniyle insülinin etkisiz kalması (relatif eksikliği) sonucu oluşan, en sık rastlanan diyabet tipidir (%90). Tip 2 diyabetli hastaların 1.dereceden akrabalarında diyabet öyküsü sıklıkla vardır. Yani kalıtsal yönü ağır basan bir hastalıktır. Bu tip diyabet; insülin direncine neden olan kolaylaştırıcı risk faktörleri ortadan kaldırıldığında (örneğin hasta ideal kilosuna kadar zayıflatıldığında) büyük ölçüde engellenebilmektedir. Tip 2 diyabet özellikle büyük damarlarda oluşturduğu makrovasküler hasarlarla damar sertliği; yani ‘ateroskleroz’ ve buna bağlı ölümlerin tüm dünya üzerindeki önde gelen nedenlerinden birisidir. Bu hastalık, ortaya çıkmadan yıllar önce laboratuvarda saptanabilen bir takım biyokimyasal bozukluklarla adlandırılan ‘glukoz tolerans bozukluğu’ olarak da bilinen bir geçiş dönemindeyken kolaylaştırıcı faktörler ortadan kaldırılırsa yine engellenebilmektedir. Tip 2 diyabetin damar duvarına olan bu olumsuz etkilerinin hastalık ortaya çıkmadan yıllar önceki bu glukoz toleransı bozukluğu safhasında başladığı bu gün kabul edilmektedir. Bu nedenle yeni tanı almış bir tip 2 diyabet hastası bile aterosklerozdan çoktan etkilenmiş olabilir. Tip 2 diyabet hastalığının tedavisinde hastadan hastaya farklılık göstermekle birlikte; insülin direncini azaltan ilaçlar, insülin salgılanmasını uyaran ilaçlar, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bu ilaçlara ilave olarak ya da tek başına insülin tedavisi kullanılmaktadır.

Hasta eğitiminin önemi
Diyabet her şeyden önce bu konuyla uğraşan hekimler ve bu hastalığı taşıyan hastalar için tam bir disiplin gerektirir. Modern tıpta olan gelişmeler, hasta takip ve tedavisinde kabul edilen uluslararası kriterler hekim tarafından takip edilip bu kurallardan taviz vermeden hastalara uygulanmalıdır. Hekim aynı zamanda hastaya bir ömür boyu bünyesinde barındıracağı hastalığı uygun bir dille anlatmalı, hastayı sistematik bir şekilde eğitmelidir. Hastalığını iyi tanıyan hastaların tedavilerini daha düzenli uyguladıkları, tedavideki başarı hedeflerine daha çok ulaştıkları gösterilmiştir. Evde kendi kendine kan şekeri ve kan basıncı takibi yapabilmek, insülin başta olmak üzere tedavide kullanılan ilaçları doğru kullanabilmek, gerek hastalığın gerekse tedavinin komplikasyonlarını tanıyıp doktorla görüşene kadar ilk yapılması gerekenleri yapabilmek hastaların sabırla eğitilmesi ile mümkündür ve bugün diyabet tedavisinde başarının kilit noktası olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle bu konuda özel hizmet veren dernekler, sağlık kuruluşları ve uzman doktorlar hasta ve hasta yakınlarının katılabildiği kitlesel eğitim toplantı ve diğer faaliyetlerini düzenli olarak yapmaktadır.


Işınlarla 10 yaş gençleşin!

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Gençlik yıllarınıza ışınlanmak ister misiniz? Cildin orta tabakasında etkili olan ve cildin kendi kendini yenileme kapasitesini ortaya çıkaran ışık ve enerji terapileri, yaklaşık 10 yaş gençleşmenizi sağlıyor. Hangisini seçeceginiz ise size kalmış…

Öğle molası estetiği
Son yıllarda hızla yayılan ve “öğle molası estetiği” olarak tanımlanan bazı girişimler, gençleşme hayalinizin daha zahmetsiz bir şekilde gerçeğe dönüşmesine olanak tanıyor.

Bunlar arasında en fazla öne çıkan ise gençleştirici ışıklar, lazerler ve radyo frekansları… Ortalama yarım saat süren ve genellikle üç dört seans tekrarlanan bu işlemlerle gençlik günlerinize “ışık hızıyla” dönmeniz işten bile değil. Bu yöntemlerin cilt gençleştirmenin yanı sıra, lekeler, damarsal lezyonlar, sivilceler ve izlerle, vücut sıkılaştırma ve selülit bakımı için de kullanıldığını hemen ekleyelim.
Işık, lazer ya da radyo frekansı…

Hem hasta hem de doktor için kolay
Fotojuvenerasyon olarak da bilinen bu terapilerin uygulamaları hem hasta hem de doktorlar açısından çok kolay. Bu teknolojilerin isimleri ve kullandıkları enerji tipleri farklı olsa da aslında temelde cilt üzerinde sağladıkları etki aynı. Hepsinde hedef, cildin orta tabakasını yani dermisi diğer dokulara hasar vermeden ısıtmak. Isınan dermis tabakası, kendi kendini tamir etme yoluna gidiyor ve kolajen üretiminde artış oluyor. Bu da cildin yenilenmesi, sıkılaşması ve daha genç bir görünüme kavuşması anlamına geliyor. Yani bir anlamda cilt, kendi kendini yenilemek için ‘kandırılıyor’! Bu teknolojilerin uygulanmasına gelince…

Hasta sadece enerji kaynağının önüne oturuyor ve yaklaşık 20 ya da 40 dakika süren seansın bitmesini bekliyor. Bazen uygulama özel bir başlık yardımıyla da olabiliyor. Uygulamalar sırasında ağrı ya da acı hissedilmiyor. Bazı kişilerde uygulama sonrasında kısa süreli bir kızarıklık ya da kaşıntı olabiliyor. Bu yöntemlerin çok önemli bir özelliği de cerrahi girişimlerle kıyaslandıklarında son derece ekonomik olmaları.

Formsante dergisi


Britanya’da sigarayı bırakmayanın sağlığa kavuşması artık çok zor. Ülkede Milli Sağlık Sistemi tarafından başlatılan uygulama gereği, operasyondan en az dört hafta önce sigarayı bırakmayan hastaların ameliyatları ertelenecek.

Doktorlar takipçisi olacak
Doktorlar da bu durumun takipçisi olacak ve hastanın gerçekten sigarayı bırakıp bırakmadığının tespit edilebilmesi için kan tahlili zorunluluğu getirilecek. Uygulamaya sigara içenlerin ameliyat sonrası nekahet dönemlerinin daha uzun sürdüğüne dair araştırma sonuçları nedeniyle karar verildiği belirtiliyor.

Ölüm rüski bulunmayan hastaları kapsıyor
Uygulamayla her yıl 500 bin sigara tiryakisi hastanın sigarayı bırakmak zorunda kalacağı tahmin ediliyor. Uygulama yalnızca ölüm riski bulunmayan hastaları kapsıyor.


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Emin Kansu, dünyada kök hücre tedavisinde umut verici gelişmeler olduğunu söyledi. Tedavilerde artık ‘mesenkimal’ adı verilen kök hücrelerin kullanıldığını belirten Kansu şöyle konuştu:

Olumlu sonuçlar alınıyor
“Hücreler tamamen temizlenip çoğaltılıyor ve kemik yapısında problemi olanlarda, uzun süre iyileşmeyen kırıklar ve kireçlenmelerde, kemik iliği naklinden sonra gelişen rahatsızlıklarda olumlu sonuçlar veriyor.” Bu tedavinin İsveç ve İtalya gibi bazı ülkelerdeki hastalar üzerinde denendiğini ancak yaygın olmadığını anlatan Prof. Dr. Kansu, Türkiye’de Hacettepe, Bilkent ve İstanbul Üniversiteleri’nde bu konuda araştırmalar yapıldığını açıkladı.


Boyun ve bel fıtığında umut

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Almanya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde geliştirilen “Manuel Terapi” adı verilen tedavi yöntemiyle özellikle boyun ve bel fıtığından kaynaklanan ağrıların fizik tedaviye nazaran daha kısa sürede tedavi edilebildiği bildirildi.

Dört fizyoterapiste eğitim verildi
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Cem Koca, Avrupa Birliğinin Leonardo Da Vinci projesi kapsamında, aynı hastaneden 4 fizyoterapist ile birlikte bir ay boyunca Almanya’da “Manuel Terapi” eğitimi aldıklarını bildirdi.

El, dirsek, omuz, boyun, sırt ve bel ağrılarıyla boyun ve bel fıtığının tedavisinde uygulanan bu yöntemle hastanın daha kısa sürede sağlığına kavuşabildiğini anlatan Koca, yöntemle ilgili şu bilgileri verdi:

Basınç uygulayarak ağrı azaltılıyor
“Bu tedavi yönteminde ağrılı bölgedeki kasları yumuşatıp söz konusu bölgeye basınç uygulayarak ağrının azalmasını sağlıyoruz. Ortalama 20 gün ve her seansı 1.5 saat süren fizik tedaviye oranla bu tedavi 10 gün uygulanıyor ve her seans 20 dakika sürüyor. Fizik tedavide ilk 10 gün hastanın ağrıları artarken bu yöntemle hasta ilk seansta fayda bulduğunu söylüyor. Ama hasta önerdiğimiz egzersizleri mutlaka yapmalı.”

Söz konusu program kapsamında Almanya’da eğitim alan 4 fizyoterapistten biri olan, aynı hastanede görevli Murat Yiğit de, “Elle yapılan tedavi” anlamına gelen manuel terapinin omurgalarda, özellikle boyun ve bel bölgesinde meydana gelen semptomları gidermek ve hastaya aktif bir tedavi sağlayabilmek için uygulandığını kaydetti.

Uygun bölgeye doğru tedavi
Terapi uygulanırken hastayı doğru pozisyonlamak ve uygun bölgeye doğru tedavi uygulamak gerektiğini belirten Yiğit, tedavi sayesinde boyun ve bel fıtıklarının yüzde 97-98 oranında başarıya ulaştığını ifade etti. Yiğit hastaların tedavi sonrasında da kendilerine önerilen egzersizleri yapmaları halinde tedavinin daha da başarılı olduğunu kaydetti.

Yöntemin, bel ve boyun ağrısı çeken tüm hastalarda uygulanamayacağını ifade eden Yiğit, “Özellikle kemik erimesine (osteoporoz) maruz kalan hastalar için bu yöntem sakıncalıdır. Çok ileri düzeyde, ancak ameliyatla tedavi olabilecek bel ve boyun fıtığı olan hastalarda da bu yönteme başvurulamaz” dedi.

Ehil kişiler uygulamalı
Yöntemi bu konuda ciddi eğitim almış kişilerin uygulaması gerektiğini anlatan Yiğit, aksi halde hastalarda telafisi çok zor kalıcı sorunların meydana gelebileceği uyarısında bulundu.

Halk arasında “kırıkçı, çıkıkçı” olarak adlandırılanların da tedavi adı altında bir takım yanlışlıklar yaptıklarını kaydeden Yiğit, “Tıbbi eğitim almamış kişiler önemli rahatsızlıklara hatta felçlere kadar gidebilen sorunlara yol açabilirler. Bu nedenle hastaların mutlaka bir doktora başvurmaları gerekir” diye konuştu.

Açık Gazete


Bisiklet kazalarına dikkat!

kategori: Erkek Sağlığı
admin yazmış, henüz yorum yok,

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bedii Salman, yaz aylarında sıkça meydana gelen bisiklet kazalarının bağırsak delinmelerine yol açabileceğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Salman, yaz aylarında çocukların sıkça bisiklet kazası geçirdiklerini ifade ederek, bu tür kazalarda özellikle bisiklet direksiyonunun karın bölgesine çarpmasının bağırsak delinmesiyle sonuçlanabildiğini söyledi.

Bağırsak patlaması olabilir
Bisiklet kazalarında vücut yüzeyinde yara ve zedelenme oluşmayabileceğini kaydeden Prof. Dr. Salman, “Vücut dışında yara bere olmamasına rağmen çarpışma sonucu bağırsak patlaması meydana gelebilir.

Bu tür kazalar geçiren çocuklar mutlaka 2-3 gün bir sağlık kurumunda kontrol altında tutulmalıdır” dedi. Bisiklet kazaları sonrası genellikle çocukların ya ebeveynleri tarafından hastaneye götürülmediğini ya da sağlık kurumuna götürülen çocuklarda ilk anda bir bulgu bulunmadığı için evine gönderildiğini anlatan Prof. Dr. Salman, şunları söyledi:

Kontrol altında tutulmaları gerekir
“Bisiklet direksiyonunun karın bölgesine çarpmasıyla sonuçlanan kazalar sonrası hiçbir bulgu olmasa bile çocuklar mutlaka 2-3 gün kontrol altında tutulmalıdır. Çünkü bağırsak delinmesinin sonuçları 2-3 gün içinde karın ağrısı, şişkinlik, kusma ve büyük abdest yapamama gibi nedenlerle ortaya çıkar. Bisiklet kazası geçiren çocuğun karın bölgesine direksiyon çarmışsa sağlık kurumunda kontrol altında tutulması elzemdir.”

Tedavi gecikirse
Bisiklet kazaları sonrası bağırsak patlamalarının genellikle oniki parmak bağırsağında meydana geldiğini kaydeden Prof. Dr. Salman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağırsakta meydana gelen hasar zamanında tedavi edilmezse yaşam boyu sorunlara yol açabilir. Tedavisi çok geciken vakalar ölümle bile sonuçlanabilir. Geç müdahale de iyileşmeyi geciktirir ve zorlaştırır. Tedavide gecikmeler, ilerleyen yaşlarda bağırsak yapışıklıklarına neden olabilir. Bu tür bir sorun ise kadınların çocuk sahibi olmasını bile engelleyebilir, erkeklerde ise sık sık bağırsak tıkanıklıklarına neden olur.”

Selçuk Aval



« Önceki Yazılar |


eXTReMe Tracker