
Ölüme neden olan hastalıkların başında gelen kalp rahatsızlıklarının, tempolu yürüyüşle günde 10 bin adım atılarak, önlenebileceği bildirildi.
2 milyon hasta var
Kent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Zülfikar Danaoğlu, yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 2 milyon koroner kalp hastası bulunduğunu, her yıl 100 ile 150 bin civarındaki kişinin bu rahatsızlıktan dolayı hayatını kaybettiğini belirtti.
Sağlıklı yaşamın, kalbin korunması açısından önemine dikkati çeken Danaoğlu, sağlıklı yaşam eğitimindeki yetersizlik, sigara, hareketsizlik ve yanlış beslenmenin her yıl binlerce insanın ölümüne neden olduğunu ifade etti.
Egzersiz şart
Vücudun aerobik aktivitelere ihtiyacı olduğunu vurgulayan Danaoğlu, kalp hastası olmak istemeyenlere yürüyüş, egzersiz, bisiklet sürme, yüzme gibi aktiviteler önerdiklerini belirterek, ‘’Kalp sağlığı için her gün 10 bin adım atın. Bunu yapamıyorsanız 10 dakika süreyle en az bin adım atacak bir hızlı yürüyüş bile faydalıdır'’ dedi.
“Arabanızı uzağa park edin”
Sigara, hareketsiz yaşam, stres, aşırı sinirlilik, fazla kilo, ihtiyaçtan fazla yemek, meyve, sebze ve doğal besin tüketilmemesinin kalbe zarar verdiğini dile getiren Danaoğlu, kalp sağlığı için şu önerilerde bulundu:
“Arabanızı uzağa park edin, ya da her zaman indiğiniz duraktan birkaç durak önce inip yürüyün, yakın yerlere arabayla gitmeyin. Müzik eşliğinde kol ve bacaklarınızı oturduğunuz sandalye üzerinde hareket ettirin. Asansör yerine merdiven kullanın. Öğlen yemeğinden sonra 20 dakika yürüyüş yapın. Gün içinde 5-10 dakikalık birkaç defa kısa yürüyüşler yapın. Telefonla konuşmak gibi sabit iş yaparken ayağa kalkıp yürüyün. Bisiklet sürmek, yüzmek gibi zevk alabileceğiniz aktiviteler yapın.
Egzersiz esnasında kapı zili, telefon, çocuklar gibi dikkati dağıtıcı etkenlerden uzaklaşmak için ev dışındaki mekanları tercih edin. Hem bir arkadaşla gidildiğinde motive olunması hem de bedeli ödendiği için gitmeye mecbur hissedilmesi nedeniyle imkanınız varsa spor salonlarına kayıt yaptırın.”
40 dakika yeterli
Dr. Danaoğlu, egzersizlerin ilk zamanlarda 5 dakika yavaş, 5 dakika hızlı, 5 dakika yine yavaş yürümeyle yapılması gerektiğini dile getirerek, “Her hafta hızlı yürüme kısmını 2′şer dakika arttırarak 30 dakikaya yani toplam egzersiz süresi 40 dakikaya çıkarıldığı takdirde kalp ve damar sağlığı açısından eşsiz program yakalanmış olur” dedi.
www.gercekgundem.com

Ramazan’la birlikte birçok kişi için ağız kokusu, önemli bir sağlık sorunu oluyor. Sahurdan sonra dişleri fırçalamadan yatmanın ağız kokusunun tek nedeni olmadığını açıklayan Özel Hizmet Hastanesi’nden diş hekimi Doğan Kontacı şöyle devam etti:
“Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olur.” İçecek ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanarak ağız kokusunun önüne geçilebileceğini belirten Diş Hekimi Kontacı, “Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir” dedi.

Son yüz yılda yaşam süresinin 30 - 40 yıl uzaması, ‘genç’, ‘orta yaş’ ve ‘yaşlı’ kavramlarının karşılıklarını da değiştirdi. Orta yaş dendiğinde artık 30’lar hatta 40’lar değil, bir zamanlar yaşlı olarak kabul edilen ‘50’ler anılıyor. 50 yaş ve civarı orta yaşlara giriş gibi düşünülüyor. Yine “yaşlı” kavramı da kimi tanımlamalara göre genç yaşlı, orta yaşlı gibi alt gruplara ayrılıyor.
Sağlık bilinci giderek artıyor
Eskinin yaşlılarının günümüz orta yaşlıları haline gelmesinde şüphesiz yaşam kalitesi ve sağlık bilincinin giderek artmasının payı çok büyük. Yaş gruplarındaki sınıflamalar değişse de değişmeyen bir şey var ki o da “30’lu, 40’lı ve 50’li yaş” dönümlerinde yaşanan sendromlar… Peki orta yaş ne olursa olsun bu yaşların beraberinde getirdiği sendromu nasıl atlatabiliriz, geçiş dönemini lehimize çevirmek için neler yapabiliriz? Dünyaca ünlü kalp cerrahımız Prof. Dr. Mehmet Öz’le orta yaşlara sağlıklı girebilmek için alınması gereken önlemleri ve kendi sırlarını konuştuk. 45 yaşındaki New York Presbyterian Hastanesi kalp cerrahı Prof. Dr. Öz, sorularımızı yanıtladı…
“Eyvah 40’lı yaşlara geldim” stresi en çok hangi nedenle yaşanıyor sizce?
Bu stresin sebebi şu; birincisi özellikle erkekler artık kilo almaya başlıyor. Yine erkeklerde cinsel sorunlar da baş gösteriyor. Bunun çözümü ise gece 7,5 saat uyku uyumak. Ayrıca hormon düzensizliklerini gidermek için de kilo almamak lazım. Tabii bunun için egzersiz, spor şart.
Yeterli uyku genç mi tutar?
Yeterince uyumak, sizi genç ve zinde tutan büyüme hormonunun salgılanmasını sağlar. Buna ek olarak vücudunuz, her gece ihtiyacı olan 7 - 8 saatlik uykuyu alamazsa, bunu başka yollardan telafi etmek zorunda kalır. Bunu genellikle şu şekilde yapar; size hemen enerji artırımı sağlayacak olan şeker için açlık duyarak. Uykusuzluk, bütün sisteminizi çökertir.
Kaslarınızı büyütün!
Yaş ilerledikçe neden metabolizma hızı düşer?
Yaşlandığımız zaman aslında metabolizma hızımızda her yıl yüzde 1 fark oluyor. Ama yaş ilerledikçe vücudumuzda kas miktarı düşüyor. Yani yaşla birlikte kas kaybediyoruz ve ne yersek yiyelim hepsini yağ dokusu olarak tutuyoruz. Çünkü vücut kaslanmıyor. O yüzden yaş ilerledikçe yapacağımız en önemli şey, kas büyütmek. Bunu yapmak için ilk basamak, yürüyüş olmalı. Günde 30 dakika hızlı yürüyüş yapın. Gün bitimine kadar 10 bin adım atmayı amaçlayın.
Günde 100 kalori kısmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Bu yeterli mi sizce?
Eğer kilo vermek istiyorsanız yapmanız gereken şey bu. Bir kadın 25 - 65 yaşları arasında ortalama 12 kilo alır. Çoğumuz günde 400, 500, 600 kalori harcamak gibi bir fedakârlık karşısında yılabiliriz. Ama günde 100 kaloriyi hepimiz feda edebiliriz.
Kendimizi ruhen nasıl hazırlamalıyız?
Hobi edinmeli, âşık olunmalı.
Peki kişi evliyse?
Eşiyle o zaman aşk tazeleyecek. Zaten her evliliğin yedi yılda bir yenilenmesi lazım.
Neden yedi yıl, aşkın ömrüyle ilgili mi bu?
Evet aşkın ömrüyle ilgili deniyor. Yedi yılın sonunda erkek bir tarafa gidiyor, kadın bir tarafa gidiyor. Eğer bu sürenin sonunda birbirinize değmezseniz, tekrar aynı yerde buluşmazsanız o zaman birbirinizden gittikçe ayrılır, koparsınız.
Evliliğin yenilenmesi için neler yapmalı?
Eşe tekrar âşık olmak için bir yol aranmalı.
‘Görünmez sandalye’
Görünmez sandalye egzersizini deneyin. Sırtınızı bir duvara dayayarak sandalyeye oturur gibi havada oturun (tabii sandalye olmadan!) ve avuçlarınızı dizlerinize dayayın. İşiniz bittiğinde kolayca ayağa kalkabilmek için bu hareketi tutunabileceğiniz bir mobilyanın yanında yapın. Topuklarınızı dizlerinizin tam altında, 90 derecelik açıyla tutun. Omuzlarınız arkaya kıvrılmalı, başınız duvara dayanmalıdır. Bu şekilde olabildiğince uzun süre durun ve süreyi iki dakikaya çıkarmaya çalışın.
Haftada 3 kez kardiyo çalışın
Yaşlandıkça kas kütlemizin azalması nedeniyle metabolizmamız her 10 yılda yüzde 2 - 3 yavaşlar. Ama yaşla birlikte asıl düşen şey, hareket seviyemizdir. Kaslar yağlardan 50 kat daha fazla kalori yaktıklarından, kaslarınızı kaybettikçe, doğru miktarda yeme ve kilonuzu koruma becerinizi de kaybedersiniz. Çözüm şu; haftada üç kez, kardiyovasküler ve kas geliştirme teknikleri çalışmak.

Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.
İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Ağız ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Doğan Kontacı’ya göre alınacak 10 kolay önlemle beraber ağız kokusu ortadan kalkabiliyor.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve tedavisinin buna göre yapılması gerekir. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler söyle sıralanabilir.
• Tüm diş çürükleri tedavi edilmeli.
• Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Dişeti cebi ve diş taşları elimine edilmeli.
• Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmeli.
• Hatalı yada eskimiş köprü ve protezler yenilenmeli.
Ağız kokusunun diğer sebepleri
• Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda,
• Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir),
• Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir),
• Karaciğer yetmezliği,
• Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu),
• Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).
Ağız kokusunu önlemek için
1. Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun
Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle diş hekimizin önerilerini mutlaka dinlemelisiniz.
2. Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin
Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezle zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.
3.Sakız çiğneyin
Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.
4. Tarçın kullanın
İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.
5. Daha fazla su için
Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.
6. Asla burnunuz tıkalı uyumayın
Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.
7. Basit şeker tüketiminizi azaltın
Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.
8. Lokmaları iyi çiğneyin
Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.
9. Diş ipi kullanın
Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.
10. Sigara içmeyin
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.

Artık çiftlerin kısırlık testini evde, kendi kendilerine yapmaları mümkün olacak. ABD’de piyasaya sürülen test sayesinde çiftler, kısırlık sorunları olup olmadığını bir-iki saat gibi kısa sürede öğrenebiliyor. Ancak uzmanlar, testin sadece genel bir sonuç sağladığını kısırlık tedavisinde için doktora başvurmak gerektiğini vurguluyor.
Erkekler doktora gitmekten çekiniyor
Dünyadaki çiftlerin büyük çoğunluğunda, kısırlık şüphesi söz konusu olduğunda özellikle erkekler doktora gitmekten çekiniyor. Kadınların bu konuda doktora danışma oranı ise daha yüksek.
ABD’de üretilen bir test sayesinde artık çiftler doktora gitmeden kısır olup olmadıklarını anlayabilecek. Evde yapılan testte kadın ve erkekler için iki ayrı kit bulunuyor. Erkeklerin spermlerinin hareketliliğinin değerlendirildiği testin sonucu yaklaşık bir buçuk saat içinde alınabiliyor.
Kadınların hormon seviyesini ölçüyorKadınlar için hazırlanan kit ise yumurta kalitesini etkileyen hormon seviyesini ölçüyor. Bu test de sadece yarım saatte sonuç veriyor. Ancak uzmanlar testin sadece kısırlığın tespitine yardımcı olduğunu daha ayrıntılı sonuçlar ya da tedavi için doktora başvurmak gerektiğini vurguluyor.
NTV

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler Araştırma Merkezi (HÜ-GEBAM) Müdürü Yeşim Gökçekutsal, 2-4 adet ilaç kullanımında ilk sırayı Ankara’nın, 5 ve üzerinde ilaç kullanımında ise Zonguldak’ın aldığını bildirdi.
Çok sayıda reçete alınıyor
Gökçekutsal, yapılan araştırmaya göre evli olmayanların yüzde 60’ının, evlilerin yüzde 44.6’sının her gün 2 ile 4 arasında ilaç kullandığının belirlendiğini aktardı.
Prof.Dr. Yeşim Gökçekutsal, yaptığı açıklamada ileri yaştaki hastanın farklı doktorlara giderek çok sayıda reçete alması, yaşlılarda tanıdan çok semptoma yönelik ilaç kullanılması, doktorların eski ilacı kesip yeni ilaca başlama eğilimi, hastanın veya doktorun tercihi olarak kullanılan ilaçların otomatik olarak tekrar yazılması ve çok sayıda reçetesiz ilaç satılması gibi nedenlerin gün içinde fazla sayıda ilaç kullanımına yol açtığını kaydetti. 1433 yaşlı arasında yapılan bir araştırmaya göre evli olmayanların yüzde 60’ı, evlilerin yüzde 44.6’sının her gün 2 ile 4 arasında ilaç kullandığı belirlendi.
“Çoklu ilaç kullanımı tedaviyi karmaşık hale getiriyor”
Yaşlılarda çoklu ilaç kullanımının tedaviyi karmaşık hale getirdiğine işaret eden Gökçekutsal, bunun da maliyeti artırdığını ve sağlık•sosyal güvenlik sistemleri açısından sorun oluşturduğunu bildirdi. Gökçekutsal, ileri yaş grubunda ilaç etkileşimlerinin ve yan etkilerinin görülme oranının da çoklu ilaç kullanımı ile katlanarak arttığını ifade etti.
Prof.Dr. Gökçekutsal, Türkiye’nin 12 farklı şehrinde 65 yaş ve üzerindeki 1433 yaşlı ile görüşülerek çoklu ilaç kullanımının araştırıldığı bir çalışmada 12 ildeki üniversitelerin tıp fakültesi hastane polikliniklerine değişik yakınmalar ile ardı sıra başvuran yaşlı hastalar ile doktorlar tarafından yüz-yüze görüşmeler yapıldığını aktardı. Araştırmaya katılan yaşlıların yüzde 67.3′ünün kadın, yüzde 32.7’sinin erkek olduğunu dile getiren Gökçekutsal, bunların yüzde 43.8’inin 65-69 yaş grubunda, yüzde 32.2’sinin 70-74 yaş grubunda, yüzde 24’ünün ise 75 ve üzeri yaş grubunda olduğunun belirlendiğini ifade etti. Gökçekutsal, bu kişilerin yüzde 84,7’sinin sürekli kullandığı bir ilacı varken, yüzde 15.3’ü kullandığı herhangi bir ilaç olmadığını kaydetti.
Bekarlar daha çok ilaç kullanıyor
Çalışmaya katılanların yüzde 23,2’si sadece 1 ilaç kullandığı, yüzde 17’si 2 ilaç, yüzde 19,2’sinin 3 ilaç, yüzde 38,2’sinin ise 4 veya daha fazla ilaç kullandığı belirlenen araştırmada şu bulgulara rastlandı:
•Evli olmayanların yüzde 60’ı, evlilerin yüzde 44.6’sı, dulların ise yüzde 46.1’i 2 ile 4 arasında farklı ilaçlar kullanıyor,
•Çocuğu olmayanların yüzde 40’ı, 1-2 çocuğu olanların yüzde 49’u, 3-4 çocuğu olanların yüzde 47.3’ü, 5 ve fazla çocuğu olanların yüzde 43’ü 2 ile 4 arasında farklı ilaçlar kullanıyor.
•Çalışanların yüzde 57.6’sı, emeklilerin yüzde 40.2’si ve ev hanımlarının yüzde 49.9’unun 2 ile 4 arasında farklı ilaçlar kullanıyor.
Başka bir çalışmada ise en çok ilaç kullanan şehirlerin tespit edildiğini bildiren Gökçekutsal şu verileri açıkladı: “2 ile 4 arasında en çok ilaç kullanan şehirler arasına yüzde 53.9 ile Ankara ilk sırayı alırken, Ankara’yı yüzde 53 ile Sivas, yüzde 51.4 ile Kocaeli, yüzde 49.5 ile İstanbul, yüzde 47.5 ile Samsun, yüzde 47.3 ile İzmir, yüzde 47 ile Zonguldak, yüzde 45.3 ile Tokat, yüzde 44 ile Manisa, yüzde 43 ile Diyarbakır, yüzde 39.6 ile Bursa, yüzde 32.7 ile Antalya izliyor. 5 ve üzerinde ilaç kullanan ilin ise yüzde 42 ile Zonguldak olduğu belirlendi.”
En sık görülen kronik hipertansiyon
Türkiye’de 23 ildeki huzurevlerinde 1944 yaşlı ile görüşülerek yapılan bir başka araştırmada da, huzurevi sakinleri tarafından en sık kullanılan ilaçların kardiyovasküler sistem ilaçları ve analjezikler olduğu dikkati çekmiş, çoklu ilaç kullanımı ile ilaç yan etkileri arasında da pozitif korelasyonlar saptandı.
Araştırmada, erkeklerin yaş ortalamasının 74.3, kadınların ise 77.1 oldu. En sık görülen kronik hastalık hipertansiyon (yüzde 30.7) olurken, bunu sırasıyla osteoartrit, kalp yetmezliği, diabetes mellitus ve koroner arter hastalığının izlediği belirlenen araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 11.7’sinin dört ilaç, yüzde 17.3 ü ise beş veya daha fazla sayıda ilaç kullandığı belirlendi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, mevsimsel dönüş nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerektiğini bildirdi.
Soğuk algınlığı mevsimindeyiz
Doç. Dr. Barlas Aydoğan, yaklaşan kış ayları öncesi gece ve gündüz arasındaki ısı farkları nedeniyle solunum yolu ve gribal enfeksiyon şikayetlerinde önemli oranda artış yaşandığını söyledi.
Özellikle bu aylarda vücudun ısı oranının iyi ayarlanması ve kıyafet seçimine özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Aydoğan, vücut direncini artırıcı gıda maddelerinin ise daha fazla tüketilmesi gerektiğini belirtti.
Stres etken faktör
Vücut direncini düşürücü her türlü etkenin gribal enfeksiyonları tetiklediğini anlatan Aydoğan, kişinin yaşamını olumsuz etkileyen stresin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğunu kaydetti.
Stres yaratan ortamların vücudun savunma sistemini etkileyeceğini ve direncini düşüreceğine işaret eden Aydoğan, “Mevsim dönüşü nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerekir” dedi.
Aşı önemli
Aydoğan, eylül ve ekim aylarında yapılacak grip aşısının hastalıktan büyük oranda korunmayı sağlayacağını söyledi. Bu tür aşıların önceki yıl görülen virüslere karşı üretildiğini de anımsatan Aydoğan, fayda sağlanamaması durumunda ise mutlaka bir uzman doktora başvurulması gerektiğini belirtti.
Real Age

Sağlık Bakanlığından Ağız ve Diş Sağlığı Haftası ve 22 Kasım Diş Hekimliği Günü nedeniyle yapılan açıklamada, ağız ve diş sağlığını bozan faktörlerin bireyin vücut sağlığını da doğrudan etkilediği kaydedilerek, diş çürükleriyle diş eti hastalıklarının yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, şeker hastalığı ve kadınlarda erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerini artırdığı belirtildi.
Daha sık rastlanıyor
Bakteri plağı (diş plağı), karbonhidratlı gıdalar ve bünyesel etkenlerin (dişin yapısı, tükürüğün bileşimi) diş çürüklerine neden olduğu kaydedilen açıklamada, “Diş çürüğüne eskiye oranla daha sık rastlanmasının nedenlerinden biri beslenme alışkanlıklarının değişmesidir.
Sert gıdalarla beslenildiğinde doğal yollarla dişlerde bir temizlik sağlanırken, günümüzde hazır gıda tüketimi artmıştır. Bisküvi, şeker, çikolata, kola hatta şekerli çay gibi gıda maddeleri dişlerin üzerine yapışıp asit oluşturmakta, dişler fırçalanmadığı takdirde de çürüğe sebep olmaktadır” denildi.
Peynir ve yoğurt tüketin!
Diş sağlığı için peynir, süt ve yoğurt tüketilmesi, şekerli yiyeceklerin tükürük akışının en yoğun olduğu ana öğünler sırasında yenmesi gerektiği bildirilerek, bakteri plağı adı verilen, dişler üzerinde biriken film tabakasının günlük fırçalama ve diş ipliği kullanımı ile uzaklaştırılmasının sağlıklı bir ağız için temel gereksinim olduğu vurgulandı.
Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarından korunma
Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarından korunmada sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce 2′şer dakikalık etkili bir fırçalama işleminin yeterli olduğuna dikkat çekilerek, bunun için yumuşak ya da orta sertlikte, uygun büyüklükte, naylon kıllı bir diş fırçasının uygun olduğu kaydedildi. Etkili bir diş fırçalamanın dişlerin görünen yüzeylerinin temizliğini sağlamakla birlikte, bakteri plağının diş aralarından uzaklaştırılmasını sağlamadığı belirtilerek, “Bu nedenle diş araları günde bir kez tercihen gün sonunda diş ipi ile temizlenmelidir” denildi.
Dişleri korumada flor uygulamasının da etkili olduğu ifade edildi. Halk arasında süt dişlerinin önemli olmadığına dair yanlış bir inanış bulunduğu kaydedilerek, süt dişlerinin “nasıl olsa değişecek” mantığı ile ihmal edilmemesi gereği üzerinde duruldu.
Açıklamada, süt dişi çürüklerinin ve yapısal bozuklukların önlenmesinde şu hususlara dikkat edilmesi gerektiği bildirildi: - Bebeğin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığı önlenmeli,
• Beslendikten sonra mutlaka su içirilmeli, daha sonra uyutulmalı,
• Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave edilmemeli,
• İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişler silinerek temizlenmeli,
• Emzikler, ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmemeli,
• Kötü alışkanlıkların kontrolü sağlanmalı (parmak-dil emme, tırnak yeme),
• Dişler sürdükten sonra bebeğin eline verilen karbonhidratlı-şekerli gıdalar yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirilmeli.
Koruyucu hekimlik
Çürükten korunmanın, bir kişisel irade konusu olduğu ve herkesin sağlam dişler ve sağlıklı ağzın getireceği rahatlığın bilincine varması gerektiği belirtilerek, diş hekimliğinde ve diğer tıp bilimlerinde koruyucu hekimliğin önem kazandığı kaydedildi. Araştırmalarda koruyucu tedbirler alındığında diş ve diş eti hastalıklarının önlenebildiğinin saptandığı bildirilen açıklamada, koruyucu hekimlik uygulamalarıyla toplumsal duyarlılığın gereği olarak diş hekimliği mesleğinin toplum yararına sunulması, sağlığın korunmasında eğitimin öneminin vurgulanması gibi amaçlar gözetildiği bildirildi.
Ağız ve diş sağlığı hizmetleri
Son yıllarda ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin sunumunda büyük ilerlemeler kaydedildiği, halka çok daha iyi hizmet verebilmek için, 2002 yılından bugüne kadar Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara 3 bin 233 diş hekimi ataması yapıldığı duyuruldu.
Sağlık Bakanlığına bağlı birinci basamak sağlık kuruluşları olan sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ile sağlık merkezlerinde koruyucu ve önleyici diş hekimliği hizmetlerinin yanı sıra, imkanlar ölçüsünde dolgu, diş taşı temizliği gibi tedavi edici diş hekimliği hizmetlerinin bir bölümünün verilebildiği, özel şartlar ve yardımcı sağlık personeli gerektiren protez, ortodonti, ağız-diş-çene hastalıkları ve cerrahisi uygulamalarının ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında yapıldığı bildirildi.
Bakanlığa bağlı 3 diş hastanesi, 87 ağız diş sağlığı merkezi, 93 diş tedavi protez merkezi ve devlet hastaneleri bünyesindeki diş polikliniklerinde ikinci basamak ağız diş sağlığı hizmetleri sunulduğu belirtildi
gercekgundem.com

Kanada’da yapılan bir araştırma, ağrı kesici özelliğinin yanı sıra kalp-damar hastalıklarına da iyi geldiği düşünülen Aspirin’in kadınlar için erkeklerdeki kadar faydalı olmadığını gösterdi. Araştırmaya göre, aspirinin, kadınlarla kıyaslandığında, erkeklerde kalp krizi riskini önleme oranı daha yüksek. Bu da erkek ve kadının yapısal farklarına bağlanıyor.
NTV

Mide rahatsızlığı olanlar yedikleri konusunda daha dikkatli olmalılar çünkü birçok şey bu hassasiyeti tetikleyebiliyor. Ağzımızdan geçen her bir lokma yemek ve her bir yudum su ağızdaki mekanik sindirim sonrası ilk durak olarak uzun süre midede kalıyor. Dolayısıyla her seçiminiz, yiyecek konusunda verdiğiniz her karar, doğrudan midenizi ilgilendiriyor. Mide hastalıkları içinde en çok görülen ve sizlerin de sıkça duyduğu iki rahatsızlık var; gastrit ve ülser.
Yeme günlüğü tutmak şart
Bu iki mide rahatsızlığı aslında bireysel özelliklere göre çok farklılık gösteriyor. Kişinin kendi beslenmesini takip etmesi bir yeme günlüğü tutması ve hangi besinlerin belirtileri ve ağrıyı başlattığını takip etmesi çok önemli ancak ben yine de genel olarak bu hastalığın şikâyetlerini artıran yeme davranışı tiplerini ve besinleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Mide hastalıkları tedavisinde kullanılan çok fazla ilaç var. Bu şekilde şikâyetlerinizin rahatlıkla azaltılması mümkün. Ancak en doğrusu hekiminiz size tavsiye edeceği ilacı kullanmak ve yine de yediklerinize dikkat etmek olacaktır.
Gastrit ve ülser neden olur?
Gastrit, mide mukozasının iltihaplanmasıdır. İki türü bulunmaktadır; biri ani başlangıçlı olan akut gastrit, diğeri ise kronik gastrittir. Ülser ise mide veya duedenumun (onikiparmak barsağı) mide asidi ve sindirim sıvıları (pepsin gibi) tarafından hasara uğraması sonucunda meydana gelen doku kaybı olarak adlandırılır.Sinir sistemi bozukluğu, midede asit birikimi, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, karaciğerin yetersiz çalışması veya safra asidi azlığı, koroner arter hastalıkları, sindirilmesi zor olan yiyeceklerin aşırı derecede tüketilmesi, sigara, gereğinden fazla çay, kahve veya asitli içeceklerden içmek, alkol kullanmak veya birtakım ilaçların uzun süre kullanılması sonucunda da mide ülseri oluşabilir.
Ülseri olanların dikkat etmesi gerekenler
• Ülserli bireylerin yeterince dinlenmeleri ve düzenli olarak uyumaları gerekmektedir.
• Alkol kullanmaları tavsiye edilmez
• Yemekler çok sıcak veya çok soğuk yenilmemelidir
• Yemekler yavaş yenmeli ve iyi çiğnenmelidir
• Sigara içilmesi mide hareketlerini artıracağından içilmemesi gerekir.
• Beslenme programı kesinlikle yeterli ve dengeli olmalı, yemek saatlerinde iki öğün arasındaki zaman farkı 2- 3 saati geçmemeli
• Sık ama az yemek yeme bilinci kazanılmalıdır.
• Posa yönünden uygun tüketim mutlaka sağlanmalıdır. Çünkü ülser tedavisi için kullanılan ilaçlar kabızlığa neden olabilmektedir.
• 20- 30 gram posa alımı uygun tüketim miktarıdır.
• Antioksidan ve posa yönünden zengin olan sebze ve meyvelere beslenmede yer verilmesi gerekir.
• Acılı ve çok baharatlı besinlerin tüketilmesi en aza indirilmelidir.
• Tuzlanmış, salamura besinler gastrik mukozayı olumsuz etkileyebileceğinden normal oranlarda tüketilmeli, yemeklere ekstra tuz ilave etmekten kaçınılmalıdır.
• Asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
• Kahve ve çay tüketimi normal sınırlarda tutulmalı. Kahve günde 1 - 2 fincan, çay ise 3 - 4 fincandan fazla tüketilmemelidir.
• Yağda kızartılmış etler, sucuk, pastırma, salam, sosis gibi şarküteri ürünleri tercih edilmemelidir.
• Gastriti olanlara pratik öneriler
• Yemeklerinizi az az ve sık sık tüketmeye özen gösterin.
• Yemekleri çok sıcak veya çok soğuk yemeyin.
• Kabuklu meyve ve sebzeyi soyarak tüketmeyi tercih edin.
• Yemekleri yavaş yiyin ve çok iyi çiğneyin.
• Turp, salça, sirke, ketçap, hardal, zeytin, kuruyemişler,
• Kurutulmuş meyvelere dikkat edin.
• Yemeklerdeki tüm besinleri çiğden koyup, pişirin.
• Kavurma işlemi uygulamayın.
• Dikkatli olunması gereken yiyecek ve içecekler
• Çay, kahve, kakao, hazır meyve suları, kolalı içecekler, limonata şikâyetlerinizi artırabilir.
• Beyaz peynir, kaşar peyniri, dil peyniri ve gravyer peynir dışında kalan diğer peynirler tercih edilmemelidir.
• Yumurtada haşlama veya çılbır yöntemi kullanılmalıdır. Yağda kavrulmadan sebzelerle de pişirilebilir.
• Sıcak ekmek, tam taneli ekmekler hassasiyeti artırabilir.
• Yağda kızartılmış, kavrulmuş etler, sucuk, pastırma gibi şarküteri ürünleri sık tüketilmemeli.
• Yağda kızartılmış hamur işleri, börekler, tatlılar, ekşi yoğurtlar yenilmemeli.
• Ekşi kabuklu ve kumlu meyveler çok tüketilmemeli.
• Tüm kuru baklagiller, bulgur rahatsızlık verebilir.
• Hazır çorbalar, et suyu, tarhana rahatsız edebilir.
Dilara Koçak / Milliyet
|